Emre Bektaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Bektaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2017 Çarşamba

Omuzlarında Dudaklarımın Yükü



yara ala ala nasır tutmuş tenime
kim dokunsa kâr etmez artık
yâr olsa
şifa olamaz
üç kere vursan beni
dördüncüye meylederim
ben deliyim
bin kere sarsan beni
nafile
bir kere öp geçsin
ne günahkar geceler bıraktım ardımda
tanrı bilir
sussam
o geceler dile gelir
ne şiirleri yarım bıraktım
okusan
ölebilirdim

şimdi mola vereyim hayatıma
biraz deniz göreyim
biraz yüzüne dokunsun ellerim
biraz sevişelim
cümbür cemaat
koşar adım gelen şarkıları kucaklayıp
o eski radyonun pimini çekelim
zaten her gece ölmüyor musun
bu kez beraber deneyelim
sarmaş dolaş kederlerini de ver bana
bir kadeh kaldır
seviştiğin adamları at kanından
öyle bir gece bağışla ki bana
tüm yollar kapına çıksın
öyle bir kadınsın ki
ruhum çıksın
sen benimle kal

11 Kasım 2017 Cumartesi

Bilet



Günaydın
Sensiz açtım gözümü
Şehir kütüphanesinin sabahı gibi değil
O duraktaki yıkık bize selam verdim
Gece zor geçmiş gibi
Ya da uyku harammış
Göz altlarım perişan
Avuçlarım buz
Dizlerim çürümüş peşinde sürüklenmekten
Fark edememişim
Neymişim
Ne kadar kalmışım
Safmışım
Pişmanlık değil de
Hata yapmışım
Güneş tepede
Mezuniyetine benzer bir gün gibi
Ama ben buralardayım biraz daha
Sen hayatın tırnak izlerisin
Takım elbisemin cebindeki ruj gibi
Siyah beyaz fotoğrafıma gökkuşağı gibisin
O altı telli çalgının elime yakıştığı kadar yakışıyordun bana
Gülüşlerimin tapusunu aldığın o gün gibi
Uzun ve sonsuz
Yalnız ve yürünmez bir yol
Sonunu arayan bir son
Dudaklarının kirinde boğulan bir şarkı gibiyim
Sana değerdi
İyi akşamlar
Çünkü seninle istiklaldeyiz
Hem de cezayir sokağında
Kazı çalışması bitmiş çoktan
İşçiler evlerine gitmiş
İstanbul uyumaz sevgilim
Gözlerini üzerimize dikmiş
Belki o çok güzel gözlerinin anısını alıp karşıma itiraf etmeliydim
Yıkık dökük bir bina gibi
Son çivisi de çıkmış dünya
Hiç ısıtmayan güneş
Duymadığın o ses
Dokunmadığın o ten
Ve ben
Bir fotoğraf karesinde
Yüzünü yeniden güldüren
Balkanlar gibiyim yüreğinde şimdi
Gitsen ne bulacağın belli
Gitmesen içindeki ukte
Oysa bir bilete bakıyor işim
Ansızın avuçlarına bırakılan bir bilete.


8 Kasım 2017 Çarşamba

İstanbul Seyretsin Bizi

Bir alacalı resmin, sol köşesinde kalmış hatıralardan daha acı ne olabilir?
Düşündüm de
Seninle bir akşamüstü çay içebiliriz.

İstanbul seyretsin bizi saatlerce.
Gökyüzü baksın gözlerine benim gibi
Ki öğrensin
Bahar nasıl gelirmiş bir kere güneşi sevince.


4 Kasım 2017 Cumartesi

Açık Yarama Yara Bandıydın., Olsun



Topuklu ayakkabının sesleri kulağımda
O çok sevdiğin eteği giymişsin
Çok sevdiğin havalardan bir gündeyiz yine
Kitap kokuyor evimiz

Nem tutmuş dudaklarımı hasretliğe terk etmişsin
Daha sıcacık yatak
Daha yeni gitmişsin

Birkaç cümle ile kalakalmışız meğer
Saatlerce baktığım gözlerinden atlardım zaten
Düşeceğimi bilseydim 


Üstümü de örtmemişsin giderken
Kızmadım
Kırgın olamam sana ben
Yalnızca biraz içerledim gidişini
Hem öpmemişsin de

Denk gelmiyor değilim yüz hatlarını taşıyan kadınlara
Her kadında bir parça varsın
Bunun adı pişmanlık olamaz
Pişmanlık da az önce beni yalnız bıraktı

Yastığımdan tut perdesiz pencereme kadar
Yahut bu her gün filizlenen  yalnızlığa
Hatta kimi zaman dörde beş
Öğlene geç
Geceye nem kala
Acıyorum
Ve kanıyorum
Ben ki
O tuz bastığın yara

Evvela Ayağa Kalkayım, Sonra Severim



Saçlarımı kestim
Sonra uzaktan uzaktan bana bakan gözlerinin arkasına gizlenen o kadına sarıldım geceleri
Öptüm
Söndüm kendi çeperimde
Sana yanan kalbimi gömdüm
Bana hiç dokunmayan seni özlüyorum
Tenimin en temiz zamanlarını
Öpmediğin göğüs kafesimin dar bir kafese dönüştüğü gecelerden birindeyim yine
Seninle nefes nefese yaşama tutunabilirdik
Biliyorum
Yapabilirdik
Sana şiir okuduğum geceleri kör makaslarla kestin
Sırtını döndün ben yüzüne doyamamışken
Gel desen
El olmazdın
El olmazdık
Her gün sulardım o çiçeği yemin ederim
Gitmeseydin
Solmazdık
Şimdi o çiçek de ben de toprağa karıştık
Dudaklarına değmese de gözlerine değecek satırlar bırakıyorum sana
Biliyorum
Okursun
Sessizce okursun
Herkesten gizlersin
Kimse bilmesin
Çünkü sen giden olmayı seçtin
Giden
Terk ettiği yeri özlememeli
Kalan
Kabullenmeli
Bir başka tene değip
Bir başka ağlamalı o körpe omuzlarda
Bir başka kokmalı artık
Bir başkası gibi sevmeli

1 Kasım 2017 Çarşamba

Bu Gece



Kan kırmızısı dudaklarına boyanmak istiyorum 
Şarap kokan tenine soyunmak 
Bu gece sana dokunacağım 
Bu gece Tanrı girmesin aramıza 

Ellerinde doğmak istiyorum 
Yüzümü göğsünde boğmak 
Bu gece son bulmak istiyorum 
Bu gece hudutlarında 

Yaralarını öpmek istiyorum 
Gözlerinde sönmek
Bu gece teninde yanayım 
Bu gece Tanrı’nın cennet dediği yerdeyim 

Bu gece senden yanayım.



31 Ekim 2017 Salı

Eksilmiş

Sana şiirler yazdım,okuyamadım.
Dinlenme tesislerindeydim o gece yüreğimin.
Gittin.
O gün bugündür yorgunluğum baki.

Çamaşır atıyorum makineye
Yokluğunun kirli elleri temizlenmiyor
Dokunduğum elbiselerin nasıl ?
Peki ya o adam?
Teninde hakkıyla hüküm sürüyor mu ?

Telefonun ucunda sesin yok.
Artık gökyüzü de karanlık.
Gündüz yok.
Güneş yok.

Şarkılar bana küs.
Seni anlatıyorlar.
İnadıma inadıma

Uçurum gibi yüz hatlarını
Göğüslerinin doğal oluşumlarını
Saçlarının yarattığı tayfunun yankısı dudaklarını
Ayak parmaklarının çeperlerini
Avuçlarının kraterlerini ve yıldız gözlerini de aldın yanına
Adım yalnız değil mağlup
Kayıpların en büyüğü
Hoşçakal


24 Ekim 2017 Salı

Nasıl?

Bir bardak çay ile sohbet ettim saatlerce.
Bu ne kadar acıydı biliyor musun?
Önce soğudu sonra tat vermedi.
Koşarak uzaklaştı benden.
Tıpkı o kadın gibi.
Sustu kadın.
Canımı yakmayacaktı.
Uzak kalmalıydı benden.
Öyle söyledi.
Aslında benim söyleyemediklerimi yüzüme bağıracak kadar cesur bu kadına
Teşekkür ediyorum.
Ama bitmedi.
Nasıl olacak bu kadın?
Ben bu seçimle nasıl var olacağım?



19 Ekim 2017 Perşembe

O Adam

Sonra açtığım şarkının her kelimesini kazıdım zihnime. Üzerime gelen duvarlar hayli tanıdık bir yerlerden. Ben Jack London'ı duyamıyorum artık. Kulağıma şiir fısıldamıyor kafamın içindeki adam ve ben artık yatağımı ısıtamıyorum. Kendime okuyorum yazdığım şiirleri. Ulu orta dokunamıyorum o kadına.  Belki sesimle biraz. Ama o kadar. Gökyüzüne de az bakıyorum bu aralar ve göremiyorum da hiçbir şey eskisine nispeten.

Babacığım, sana yazdığım o şiirin her satırı için dikil karşıma. Belki de ben o insanların dediği gibi bir adamdım ve belki de evlat olamadığımdan seni baba olarak sevemedim. Bu sıralar senin yerleşemediğin dünyamda sıkışıp kaldım. İnsan kendine kızar mı ? Sen söyle bana, herkes uyurken o sevdiğin radyo açık, sigara tüketirdin saatlerce. Bulabildin mi bir çözüm öyle gecelerde? Bak sen olmak istemezken seni görüyorum artık aynada. Başardın be adam. Sessizliğin de pişmanlığın da bulaştı bana. İnsanların nefret ettiği o yüzün oldum ben. Gülünce içi ısıtan ve bayram yerine çeviren ama sinirlenince koca bir çocukluğu yakan o yüz oldum. Sanırım beni böyle daha çok sevdin. Geçen gün öptün bile beni. Nereye koysam seni be adam? Var mıydın bilemiyorum. Neden yoktun diye de soramıyorum sana.
Bir kadın tanıdım baba. Sigaranı yak da öyle gel bu sefer. Güzel dinle beni her zamanki gibi. Ne diyordum? Bir kadın tanıdım baba. Dur hemen endişe kaplamasın yüzünü. Ben bir kadını işliyorum içime. Zaten içim savaş yeri. Onu en güvenli yere götürdüm baba. İyi etmiş miyim? Yoksa kalıp benimle savaşmasını mı izlemeliyim? Sen gibi mi olacağım baba? Hangisini seçerdin sen olsan?  Bunda yanlış ne var ki baba? Bir kadın tanıdım. Sevmedim değil. İşliyorum onu içime. Hem her şey zaten çok zor ve o hep yanımdaydı. Sen yokken de o vardı baba. Yok hayır sana kızmıyorum. Kızmak haddim değil. Babasız kalan çocukları alıyorum koynuma geceleri. Onlar göğsümde uyurken seni yok sayamam. Onlara baba oluyorum geceleri. Kokumu biliyorlar. Huzurlu uyuduklarını hissediyorum. Sahi en son ne zaman uyudum kucağında ben? Dur zorlama kendini ben hatırlıyorum. Ev halkı olarak 'merdivenin başı' dediğimiz ve senin şu sıralar yeni pencere kenarı olarak belirlediğin yerde yıllar yıllar önce. Bana top oynadığın zamanları anlatmıştın. Hiç unutmayacağım be adam. Seni kendime en yakın hissettiğim andı belki de. Çamurlu dizlerini anlattın. Evden kaçtığını. Kavgalar ettiğini. Biliyor musun baba senin oğlun seni hiç bulamadı arkasını döndüğünde. Tıpkı senin gibi. Sen de bulamamıştın babanı değil mi? Hani biz farklı olacaktık adam ? Hani sen o olmayacaktın? Ben ne diyorum biliyor musun ? Ben diyorum o olmayacağım. Ben babam olmayacağım.
En çok da seninle doya doya sarılamadığımıza ve seninle İstanbul'u alt üst edemediğimize yanıyorum. Ben senin başımı okşayıp sırtımı sıvazlamamana yanıyorum. Çok geçmedi üzerinden. Bu yaz öyle var oldun ki. "Kimse seni anlamaz. Odaya kapanarak,kendinle savaşarak çözemezsin sorunu. Çık dışarı ve dağıt şu kafanı." dedin. Seni dinledim. Yemin ederim bin kere söylesen bin kere dediğini yapardım. O günden bu yana çok şey değişti adam. Ben yazayım, sen okuma adam. Ben korkuyorum çünkü arkamı döndüğümde bulamadığım adamı karşımda bulmaktan.



Ha bir de çekilmediğimiz fotoğraflar var. İlk fırsatta sözüm olsun.

17 Ekim 2017 Salı

Sen Kokmayan Şehirler

"Üzülme ve takılma çok." dedim kendime.
Sonra o müthiş şarkı çalarken kulağımda, burada buldum kendimi. 

Daha az önce araladın kapımızı. 
İçeriden o müthiş yemek kokuları. Bedenimi yorgunluğun binbir türlüsünden ayıran şefkatli  kolların.
Sıralanmış cümleleri dizdim dudaklarıma.
Sonunda sadece "Özledim." diyebildim. Özledim.
Hiç şiir yazamadım. Güzel bir çift söz ise sadece sana nasipti.
Işıkları sönünce bu şehrin, biz bize kalırdık. Sabahı göremedik hiç. Yahut bazı geceler hiç ısınamadık. 
Sonra başka kollarda buldum kendimi. Bir an bile düşünmeden ve gecelerce uyumadan.
Ah kendine bile sırt dönmüş bu adama, sen hep merhametliydin.
Farkın yoktu anamdan.

Sıcacık birkaç bardak çaya hasretim senin avuçlarında. 
Ölüyorum sevgilim ve hiçbir şiir şifa olmuyor artık bana.

Sesince  dinlediğim en güzel şiirdi vedan. 
Sessizdi.
Ansız.
Tenimden soyutlanışın
Soyunduğun geceler gibi karanlıktı, karanlık.

En son yazdığın satırlarda dirilip tekrardan öldüğümü gördüm.
Güzel severdin vesselam ve güzel öldürürdün.
Sahi ne güzel öldüm kollarında
Sabahına kalmadan.

Şehri boğan boynunun kokusunu da öldürdüm.
Artık sen kokmayan şehirlere dokunacak ellerim.
Sen kokmayan şiirler yazacağım becerebilirsem.
Ve becerebilirsem biraz da unutacağım seni bu gece.








14 Ekim 2017 Cumartesi

Sana Geldim

Açılan kapı ardında yüzünü gördüm. Davetkâr bakışlarını sürdün sîneme. Buyur eden ellerini sıktım. Sıcacıktı. Yumuşacıktı, annemin göğsü gibi. Zaman yağarken üzerimize, sükûnet hakim. Özenle hazırladığın yemeği afiyetle indirdiğimiz midelerimizin keyfi yerinde. Sen her dakika beni yeniden var eden o gülüşünle boyuyorsun yüzümü. Bense cüretkâr yüzümü sergiliyorum sana.



Sana geldim kadın
Hep vardım
Zaten beceremeyeceğim ortadaydı şu berbat saklambacı
Şimdi anason kokan dudaklarında doğacağım
Sonra urgan urgan saç tellerine asacağım kendimi
Ben değildim belki o sevdiğin adam
Bunu da kabul edebilirim
Belki
Ve belki
Bu şiirin sana dokunmasını bile istemeyeceksin
Peki bu şairin?

Kadın
Bırak teninde öleyim
Bir adım atsam düşeceğim sana zaten
Korkuyorum
Çünkü sen
Uçurumdan da betersin



Tenin mahşer yeri
Yak
Küllerim saçlarına değsin




13 Ağustos 2017 Pazar

Vurgun

Bir vurgun var yüreğimde 
Bir huzursuzluk 
Tatmin olmuyorum yazılanlardan 
Es geçmek gerekiyormuş 
Ve vazgeçmek yârdan 
Açık yaralarıma dudaklarını bastım 
Bakışlarını kattım gecelerime 
Sonra her birini çaldım kendimden
Uzaklaştım 
Yalnızlık mesken tuttu yüreğimi 
Şiirler yakama yapıştı 
Gecelerce uyumadım 
Kimse bilmedi nedenini 
Şarkılara sığındım 
O büyük şairleri anlıyorum yavaş yavaş 
Erken yaşta 
En güzel şiirlerini de almışlar yanlarına 
Yazılmamışlarla gömülmüşler toprağa 

Bir tek sen varsın dedim kendime 
Bir tabak daha koydum kendime 
Ben ne ettiysem kendime
Ama gidemiyorum da kendimden




8 Ağustos 2017 Salı

İyi Hissettiğim Anlar

Önce çayı alıp dudağımın kenarına
Gökyüzüne dikerim öksüz bakışlarımı
Sessizdir gökyüzü
Bir sürü sır saklar
Gamlıdır gökyüzü
Deniz ne ise
Gökyüzü de odur
Sırdaştır
Dosttur
Ay vardır
Denizdeki hiçbir şeye benzemez
İzlerim
İçimi huzur kaplar
Ben gökyüzüne bakarım iyi olmak isteyince
Bir de müzik açık olur mutlaka
Bu bir keyif değil
Öyle olsaydı daha farklı olurdum
Şiir yazıyor olmazdım
Ama bu gece
En güzel tarafını seçtim insanlığımın
Duygularımı özgür bıraktım
En az gökyüzü kadar keder dolu yüreğimi
Avuçlarımın arasına alıp yüzüme sürdüm
Üzgünüm
Bana iyi gelen şeyleri
Bir başkasından bekledim
Ben çok üzdüm kendimi
Bunun yok bir özrü

Yıldızlar ne de çok
Ama sohbet etmiyorlar birbirleriyle
Çünkü kapkaranlıktır gökyüzü
Dedim ya
Bir ay vardır
Aydınlatır
Ama yıldızlara yetmez
Yetemez işte
Ben de yetemedim insanlara
Kendime de öyle
O halde göğe bakalım
Bu şiir tekil ama
Ben göğe bakayım
Siz insanların yüzlerine
Huzur bulduğunuz her neyse ona bakın
Ben her gece olduğu gibi
Göğe bakayım
Gökyüzüne

Ay uzanırken dizimde
Saçlarını okşuyorum



4 Ağustos 2017 Cuma

Yerimde Sayıyorum, Bu Benim Seçimim

Sığ suları mesken edindim
Başka bir savunmam yok
Ama inanın ben öyle bir adam değilim
Ne bildiğiniz 
Ne de tahmin ettiğiniz gibi
Ben hâlâ kendimden bile gizliyim
Başka bir cezam yok
Heyecanım baki
Hâlâ heyecanla okuyorum şiirlerimi
Ölmedim 
Henüz değil yani
Daha şiirlerimin ekmeğini yiyeceğim 
Daha çok şiir yazabilmek için 
Ben daha nice geceye teslim edeceğim kendimi 

Kaskatı yürekleriniz ne de çok sevdi beni 
Yaşça büyüktünüz 
Yaşanmışlığım ağır geldi 
Ben kimsenin taşıyamayacağı bir vebalim 
Bunu kabul ettim 
Ve yine aynı noktadayım 
Hep aynı noktada kalmayı seçtiğim için 
Güçlüyüm 
Öyle dediniz 
O gücü köreltmeyeceğim 
Bir gün şair olacağım 
Belki de bir şiir
Ama ben hep aynı yerde sayan o adam olacağım 
Çünkü ben olmak 
Kanımda dolaşan zehir 
Ama sen 
Ben olma 
Git sigara dumanına boğulmuş bir adamın dudaklarına 
Yüreği sevgilerden aşınmış bir kadının koynuna
Git 
Yeter ki benden uzaklaş 
Acılar sarmaşık misali ömrüme dolandığında 
Yoktunuz
Ellerim soğuk demirleri tuttu
Güçten yoksundum 
Belki karşılaşırız bir başka hayatta
Çünkü yoruldum 
İtiraf ediyorum kendime 
Çünkü elimde kalmadı benden başka 
Onu da kaybedemem 
İçim alev aldı vicdanımdan
Hiç bitmesin istediğim bu şiirde bile 
Ben dikildim karşıma



2 Ağustos 2017 Çarşamba

Blogger'ın Filtresiz Yüzü



   

     1- Blogger nasıl bir yer?

  Blogger, insanların ilgi alanları doğrultusunda yazılar yazdıkları yerdir. Çoğu sitede blogger online günlük olarak da tanıtılır ama Türkiye'de bu amaçla kullanan insan azınlıkta.

      2-Blogger'a katılmak bana ne katar?

  Blogger insanlardan beğeni aldıkça yazmanı ve araştırmanı teşvik eder. Kalemin güçlenir tabi potansiyelin varsa!

      3-Blogger'daki insanlar nasıl?

    Şöyle söyleyeyim; Blogger'daki insanlar klasik sosyal medya hastaları ve yazarlar olarak ikiye ayrılır.

       4-Peki bunları nasıl ayırt edeceğim?

      Bir blogger olmadan bunu görmek kolay değil. O yüzden yaşayarak öğreneceksin. Ama ben yine de bu iki grubun tipik özelliklerinden bahsedeyim.
Klasik Sosyal Medya Hastaları (KSMH) : KSMH'ler sen blogger olduğun ilk gün damlarlar. Tek dertleri yorum almak, pohpohlanmak ve takipçi kazanmak. "Aramıza hoş geldin bloguma da beklerim vb." ifadelerle seni ağlarına düşürürler. Sen de ilk yorumu aldım diye mutlu olup onların yazılarına hücum edersin ve bu karşılıklı olduğu için uzun süre devam eder. Fakat unutma ki muhteşem yazılar yazıyor olsan bile  sen yorum yapmadıkça yorum yapmazlar hatta yazı yazdığını fark etmezler bile.Bunlar niyetini açıkça ifade eden KSMH'lerdir ve bunları teşhis etmek en kolayı. Bir de gizli KSMH'ler vardır. Bunlar ise yine yorumlarla seni avlarlar. Fakat daha tecrübelidirler. Samimi bir dil kullanırlar. Sen onlara derdini açacak kadar yakın hissedersin kendini.
Not: Bu notu yazmalıyım. Bu açık bir hicivdir. Yaşamadığım şeyleri yazmak bana göre değil. Lütfen üzerinize alın. Ben maskeleriniz olmadan görebiliyorum sizi. Bir an önce değişin değerli blog yazarları insanlara yalan samimiyet göstermeyin. Şiir sevmiyorsan bloguma yorum yapma yani ya da okumadıysan. 

Sizlere bu yazılanlar havada kalıyor olabilir. Ben şunu yaşadım. Bir gün acılarımın beslediği bir şiirin altına "Güzel fotoğraf seçimi." yorumunu aldım. Hayır keşke şiiri okumuş gibi yorum yapsaydı. :)

    Uzatmayayım. Karşılaşacağınız diğer blogger tipi ise Yazarlar'dır.
Yazarlar: Bu platformun kendi işinde gücünde insanlarıdır. Çoğu gerçekten çok iyi yazardır ve çoğu da bu yoldadır. Her yerde yorum yaptıklarını göremezsiniz. Çünkü her yazıya zıplamazlar. Fenomenlik peşinde değillerdir. Zaten bu yazarlardan iletişime geçtiğim ve ortak projelere girdiğim insanlar da var.
Blogger, güzel bir platform. Her türden insan var. Yani sizi kandırmaya çalışan da arkadaş olmaya çalışan da.

Bugün Blogger'a dönüşümü duyurduğum bir yazı daha yazdım aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Bu yazıyı da paylaşıp herkese ulaşmasını ve Blogger'ın temizlenmesini sağlayabilirsiniz.

Blogger'a Dönüş yazım için tıklayınız.

Blogger'a Dönüş




 Değerli blog yazarları, beni tanıyan ve tanımayan herkese selam. Çok uzun zaman oldu. Yakın zamanda bir şiir paylaşmış olsam bile, aktif duruma ne zaman geçerim bilemiyordum. Dün geceye kadar da bilmiyordum. Dün benim çokça şiir yazdığım bir gündü. İlham perisinin uzattığım eli tuttuğu bir gündü. Yeniden kendimi keşfettiğim ve ilgi alanlarım hakkında okumalar yaptığım bir gündü. Peki bunun burayla ne alakası var? Ben ilk blog yazımı 31.07.2015'te  yazdım. Yeni arkadaşlar, eski topraklar ve geçip giderken uğrayanlar... Blog yazdığım ilk günden bugüne kadar öyle çok şey değişti ki. Burada kazandığım dostluklar da oldu. Biri bana blog yazmaya başlasam mı diye sorsa, tereddüt etmeden evet derim. Blogger'da karşılaşacağı şeyleri ve nasıl yükseleceğini de anlattıktan sonra tabi ki. Bugün yazacağım ikinci bir yazının da linkini bu yazının sonuna ekleyeceğim. O yazıda  yeni başlayacak bloggerlara Blogger'ı gerçek yüzüyle anlatacağım. Yeni şiirler ve araştırma yazılarımı paylaşmaya tekrardan başlıyorum Yakın zamanda da bir mim yapacağım takipte kalın dostlarım ve paylaşarak bana destek olun. Teşekkür ederim. :)

Blogger'ın Filtresiz Yüzü yazım için tıklayınız.


11 Temmuz 2017 Salı

Yemin

Sayıyorum saatleri
Hatrım duvarda asılı kaldı
Dizlerimiz çürüyene kadar koşacaktık
Emeklerken kaybettik aşkı
Suratıma çarptığın günahların canımı yaktı
Ve bilirim affetmeyecek tanrı beni
Ne dün ne bugün ne yarın
Sahi
Ne ara kaybettim aklımı

Uzaklaştım
Ben şiir sıkıyorum gecelere
Hep yalnızdım
Yalnızlığım pekişiyor git gide

Gitti giden
Ben kalan olmayı seçtim
Sevdim belki de
Kalemin belini kırdım bu kez
Yemin olsun
 Bir daha mühürlenmiş dilimden adın düşmeyecek


2 Temmuz 2017 Pazar

Bu Kadarım

Sarp uçurumlara teslim ettim hayallerimi
Düştü umutlarım, kaskatıyım şimdi

Yalnızdım
Bir de sen yalnız bırakmışsın beni

Hiçbir şey değişmemiş
Aynada hala yıllar önceki halim
Benimle alay ediyor sırtladığım cümlelerim

İzmariti yastık olmuş sigaralarımı
Tüketmedim, tüketmeden öleceğim
Donuk gecelerin gebe olduğu hüzünlü saatleri terk ettiğimde kutlamıştım zaferimi
Bu yalnızca yenilgilerimin arefesiymiş

Hani esir değildim ya bu hayata
Yalanmış bu
Yalın şiirlerimin etkisiymiş


18 Haziran 2017 Pazar

Yasak


Anlatamıyorum
Göğü boyamışlar kızıla
Bulutlar ikiye ayrılmış
Yer kayıyor ayaklarımın altından
Güneş uzak canlılığından
Konuşamıyorum
Dudaklarım bağlı urganla
Şiirler yüreğimi delecek gibi oluyor
İsyan var
Ha bugün ha yarın diye geçiyor ömür
Ölüme çeyrek var
Sevişmek günah
Sevmek yasak
Tanrı kazanç vermiyor
Kaybediyorum ilahi güç karşısında
Konuşsam günah
Sussam yasak
Bedenim kayıyor avuçlarımdan
Tanrım sen de yalnız bıraktıysan
Kimden medet umucam
Biliyorum yok böyle bir ihtimal
Ama bir ses versen bana
Bedenim sarsılacak
Göğsüm parçalanacak belki ama
Sana ihtiyacım var

1 Şubat 2017 Çarşamba

O Zamanlar

Dizlerim yara dönerdim eve
Çamura bulanmış ellerimle
Avuçlarımda taşırdım masumiyeti
Gözümdeki yaşları silip
Ne ağlardım ama
İç geçire geçire
Hani görsen
Yoklardın yüreğini
O zamanlar tadı vardı esen rüzgarın
Koşturmanın
Amansızca ter atıp,hasta olmanın bile
O zamanlar
Değeri yoktu zamanın
Canım yanmazdı
Ama çokça acırdı haliyle
Çok kişi vardı etrafımda
Çoğunu tanımazdım
Onlar çoğu olarak kaldı
Ben,büyüdüm sanırım.